23 Haziran 2015 Salı

Bahadır Yenişehirlioğlu - Aşk Cephesi

Yeni kitabım Timaş Yayınları'ndan Bahadır Yenişehirlioğlu'nun Aşk Cephesi. Kitabın kapağını görünce tam benlik bir kitap diye düşündüm. Kapağa baksanıza aşk var savaş var hem de Çanakkale Savaşını anlatıyor daha ne olsun. Kitap günümüzde başlıyor ama geçmişten izler taşıyor. Geçmişteki bir aşk hikayesi kahramanların torunlarının eline ulaşan mektuplar ile günümüze taşınıyor. Ayrıca kitap içinde kitap aracılığıyla da Çanakkale Savaşı dönemlerini anlatıyor. Bu tarz iç içe kitaplar genelde karışık olur ama bu kitap öyle değil nerede ne anlatıldığı gayet net anlaşılır şekilde. Kitap da biraz dinsel konular ve dualarda var. Kitap bitince keşke Çanakkale Savaşını anlatan sayfalar daha fazla olsaydı diye düşünmeden edemedim. Toplam 276 sayfa ve seri okunan bir kitap. 

İlhami Algör - Müzeyyen ile Nezahat




 

Yeni kitabım İletişim Yayınları'ndan İlhami Algör'ün Müzeyyen ile Nezahat kitabı. Kitabın içinde iki farklı roman var; "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" ve "Albayım Beni Nezahat ile Evlendir". Müzeyyen kitabına filmini duyduktan sonra ulaştım. Tabii her zaman ki gibi önce kitabını okudum, sonra filmini izledim. Kitap biraz benim genelde okuduğum tarzlardan farklı. Ben genelde romanlarda tarihi olanları gerçeklerden uyarlanıp kurgulanmış ya da gerçek gibi gözümün önünde canlandırabildiğim kitapları seviyorum. O yüzden bu kitap bana farklı geldi. Fazla hayali geldi demek belki de daha doğru olur. İronik dil kullanımı bana pek uymadı sanırım. Nezahat romanı da Müzeyyen romanı ile bağlantılı ve aynı tarzda. Filmine gelince onda en çok son sahneyi sevdim. O son sahne konuşmasını dinlemek için bile bütün film izlenir.
Böyle bahsettim diye kafanızda olumsuz düşünceler oluşmasın lütfen çünkü zevkler ve renkler herkese göre değişir o yüzden okumanızı tavsiye ederim. Zaten Müzeyyen 54 sayfa, Nezahat'de 95 sayfa. Yani az bir vakitte her ikisini de hızlıca okuyabilirsiniz.

8 Şubat 2015 Pazar

Tiziano Terzani - Atlıkarıncada Bir Tur Daha



Yeni kitabım Pan Yayıncılık aracılığıyla bizlere ulaşan Tiziano Terzani'den "Atlıkarıncada Bir Tur Daha". Kitabın yazarı İtalyan bir gazeteci. Yaklaşık 30 yıl gazetecilik yapmış sonrasında kanser olduğunu öğreniyor. Kitapta bunu öğrendikten sonrası anlatılıyor. Konudan böyle bahsedince kitap çok iç karartıcı gibi gözüküyor. Ama aslında hiçte öyle değil çünkü yazar, alternatif tıp yöntemlerini araştırmak üzere yollara koyuluyor. Kitabı hasta birinin anıları gibi değil de "ben kimim" sorusuna yanıt arayan birinin yolculuğu gözüyle bakmalı.

Kitapta her bölüm yazarın farklı bir yerde yaşadıklarını anlatıyor. Önce Amerika'da ameliyat ve tedavisini oluyor. İtiraf etmeliyim ki bu bölüm beni çok sarmadı ama bir sonra ki bölüm Hindistan'a geçince kitap benim için ilgi çekici bir hâl aldı. Kitabın geçtiği diğer yerler; Tayland, Hong Kong, Filipinler ve Himalayalar. Kitapta benim ilgimi çeken birçok konu hakkında bilgi var. Örneğin; yoga, ayurveda, zen, tao gibi. Bu tarz konulara ilginiz var ise mutlaka okumanız gereken bir kitap. Ayrıca kitapta çok güzel, mesaj verici ve düşündüren hikayeler ve efsaneler de var. Beni en çok etkileyen kısımlar Sufizm'den bahsettiği sayfalar oldu.

Kitap, 703 sayfa ve baştan belirteyim öyle bir çırpıda hızlıca okunabilen kitaplardan değil. Zaman ayırarak, aklınızı vererek, konsantre olarak, yazdıklarından kendinize mesajlar dersler çıkararak okumanız gereken bir kitap.

En beğendiğim bölümlerden birini facebook sayfamda dayanamayıp paylaşmıştım onu burada da paylaşmak istiyorum; 
".... daha hızlı koşmak bizim var olma tarzımız oldu. Artık her şey bir yarış. Hayata hiç dikkat etmeden yaşıyoruz. Uyuyoruz ve gördüğümüz rüyayı anımsamaya bile özen göstermiyoruz. Sadece çalar saate bakıyoruz. Sadece geçen zamanla, onu geçirmekle, gerçekten isteneni ertelemekle ilgileniyoruz. Dikkatimiz "şimdi" değil, "sonra" üzerine yoğunlaşmış durumda. Özellikle kentlerde hayat tek bir an durup düşünmeden, bu koşuyu dengelemeye yarayacak olan huzura tek bir an ayırmadan geçip gidiyor. Artık kimsenin hiçbir şeye zamanı yok. Hatta şaşırmaya, iğrenmeye, hüzünlenmeye, aşık olmaya, kendi kendiyle baş başa kalmaya bile zaman yok. Bu koşmanın bizi mutlu edip etmediğini kendimize sormak için durmak konusunda bile kendimize uyduracağımız pek çok bahanemiz var; eğer yoksa da bunları uydurmakta üstümüze yok......" 


30 Ocak 2015 Cuma

Velveleyeverdim - Atarlı Romantik


Yeni kitabım, Dizüstü Edebiyat Kitaplarının 26.sı; "Atarlı Romantik". 

Sanırım öncelikle Dizüstü Edebiyat Kitaplarından bahsetmek lazım; bu kitaplar Okuyanus Yayınlarından çıkıyor. Bu kitapların yazarları çeşitli blogerlar ve twitter fenomenleri. Kitapları, espirili anlatımları ile dikkatleri çekiyor. Ben genelde kişisel gelişim kitapları ve tarih kokan romanları okumayı tercih ediyorum. Aralarda bu seriden kitaplar okumakta hoşuma gidiyor çünkü eğlenceli ve komikler. Genelde içerikleri ve kullanılan Türkçe ile eleştiri çok alıyor bu kitaplar maalesef. Ama bunların haksız eleştiriler olduğunu düşünüyorum çünkü her kitap edebi bir eser olmak zorunda değil bence. Gençler çok espirili bir şekilde anlatmışlar günlük yaşadıkları olayları, ilişkilerini, aşklarını. Okurken bayağı gülüyorsunuz. Ben şimdiye kadar bu kitaplardan Pucca ve Pink Freud serilerini okudum. Pucca kitapları zaten en bilinenleri hatta yakın zaman da kitaplarından uyarlanan ve serinin son kitabının ismini taşıyan "Hadi İnşallah" filmi de sinemalarda oynadı. En az kitap kadar eğlenceli ve komikti.

Neyse gelelim esas bu yazının konusu olan kitaba; Velveleyeverdim'in tuşlarından Atarlı Romantik. 184 sayfalık çıtır, sevimli bir kitap. Aslında kitap hakkında söylenecek çok fazla bir şey yok. Yüzünüzde tatlı bir sırıtma eşliğinde bir çırpıda okuyabileceğiniz esas kız ve esas oğlana dair hoş bir kitap. Kitabı okurken sanki bir genç kızın günlüğünü okuyor gibi hissediyorsunuz. Acaba sevgilisi ile neler yaşayacak sonunda ne olacak diye merakla günlüğün sayfalarını çeviriyorsunuz. Benim kitap ile ilgili tek merakım acaba devamını yazacak mı diye. Bunu da bekleyip göreceğiz..

13 Kasım 2014 Perşembe

Kürşat Başar - Yaz

Bu sefer ki kitabımız Everest Yayınları'ndan Kürşat Başar'ın son romanı "Yaz". Yaz bitmeden okumak lazım diyerek eylül ayında başladım okumaya.
Kitap hakkında olumlu yorum kadar olumsuz yorumlarda var. Çok severek okuyanların yanı sıra çok sıkıldım hiç okuyamadım diyenlere de rastladım. Tabii ki zevkler tartışılamaz herkes aynı anda aynı kitabı beğenecek diye bir şey yok. Ama Kürşat Başar'ın yazılarını ve "Başucumda Müzik" kitabını çok severek okuduğum için olumsuz yorumlar beni üzdü. Biraz da bu yüzden kitabı okumak istedim.
Bana göre kitabın beğenilmemesinin en önemli nedeni kitabın dış görüntüsü ile yarattığı beklentiyi karşılamaması. Çünkü gerek adının Yaz olması, gerek kapağında renkli cıvıl cıvıl bir kelebek olması ve gerekse kitabın kapağında yazan yazıdan mutlu, neşeli, keyifli bir yaz ve çocukluk aşkı hakkında bir şeyler okuyacağınızı düşünerek kitaba başlıyorsunuz. Oysa ki içeride biraz hüzünlü bir hikaye karşılıyor bizleri. Bende neşeli bir aşk hikayesine hazırlamıştım kendimi ama formulü hayal kırıklığına uğramak yerine; o hüzünlü hikayeye değil de Kürşat Başar'ın satır aralarında yazdığı güzel cümlelere odaklanarak buldum. Kitabı okurken altını çizmek veya twitter da paylaşmak isteyeceğiniz bir çok güzel cümle var. Benim favorilerimden bazı örnekler; "Belki herkesin doğup büyüdüğü kentle bir benzerliği vardır ama bana öyle gelir ki, İstanbul her sabah uyandığında ve benim uyanmamı beklediğinde o günü nasıl yaşayacağımı da belirler." "Sözcükleri biraraya getirişinizi değiştiren birşeydi aşk..."
Bence olumsuz yorumlara kulak asmayın ve sizde bu kitabı okuyup kendi satır arası cümlelerinizi bulun derim.  

Marc Levy - Gelecek Sefere

Marc Levy ile tanışmam "Gelecek Sefere" kitabı ile oldu. Can Yayınları imzası taşıyan bu kitabı seçmemde ki en önemli neden bir kısmının Floransa'da geçiyor olmasıydı. Gerçi oldukça kısa bir bölümmüş ama olsun değdi yine de.. Kitabı okurken bir yandan da kendi kendime kızdım neden daha önce hiç Marc Levy kitabı okumadım diye.
Kitap oldukça sürükleyici acaba neler olacak, olaylar nereye bağlanacak diye diye bir bakıyorsunuz ki hızlı hızlı sayfaları çeviriyorsunuz. Sanat tarihçisi Jonathan ile Rus ressam Vladimir Radskin'in eserleri arasında oluşan özel bağ çok güzel anlatılıyor. Olayların içinden farklı zamanlarda yaşanmış güzel de bir aşk hikayesi çıkıyor. Dostluk üzerine de güzel kısımlar var. Kitapta ki sırlar sonlara doğru çözüldüğü için çokta bir şey söyleyemiyorum. Tek söyleyebileceğim okumaya değer. 212 sayfalık bir çırpıda biten güzel bir kitap. Kitabın sonunda kendim için Marc Levy kitapları okumaya devam sonucunu çıkardım. Bakalım sırada ki kitabı hangisi olacak.

17 Temmuz 2014 Perşembe

Cansu Tok - Aşk-ı Semazen

Yeni kitabım; Destek Yayınevi'den bize ulaşan Cansu Tok'dan Aşk-ı Semazen.. 
İtiraf etmek gerekirse kitabı sırf kapağı için aldım diyebilirim. Rafta görür görmez kitabın kapağı beni kendine çekti. Kapakta yazan o büyülü cümle de kasaya hızlı adımlarla ilerlememi sağladı. "Bir balerin, bir semazene aşık olursa sonsuz ışık olur. Peki ya bir semazen, bir balerinin ateşine düşen pervane olursa ne olur?" Bu sorunun cevabı içinde hızlıca kitabı okumaya başladım. Kitabı okuduktan sonra ise iyi ki karşıma çıkmış bu güzel kitap dedim. Bitmesin istediğiniz ama elinizden bırakamadığınız türde bir kitap olmuş.
Bir semazen ile bir balerinin aşkını anlatıyor. Sade ve Can, tanışmanız gereken karakterler. Emin olun onlardan çok şey öğreneceksiniz. Semazenlerin dünyası ile tanışmak, birkaç terim öğrenmek, azıcık da olsa Mevlevilik hakkında bilgi edinmek istiyor ve birazda Konya havası tatmak istiyorsanız hepsi bu kitabın içinde. Yalnız kitapla ilgili iki uyarım var; birincisi mutlaka bir mendil yanınızda bulunsun. İkincisi kitaba kapılıp kendinizi Galata'da bulursanız panik yapmayın ve oraların tadını çıkarın..